27 Temmuz 2016 Çarşamba

Cadı Avcısı // Virginia Boecker





Virginiacığıma iletmenizi rica ettiğim bir şey var  ya da yabancı yayınlarına ; ikinci kitap ne zaman çıkacak ? 
Eğer çıkmadıysa neden çıkmıyor eğer çıktıysa çok fazla dalga geçmeyin benimle bu atarım için...

Vallahi cidden son günlerde okuduğum en iyi serilerdendi diyebilirim,özlemişim he böyle cadılı büyülü kitapları okumayı,hele de böyle orta çağda  falan geçerse de değmeyin keyfime eh araya aşkı da katıyoruz tabii ki çok şükella bir kitap oluyor. Kitap zaten kapağı ile gönülleri fethediyor.Karşı koyabilen var mı aramızda ? Evet ben de yok diye düşünmüştüm.

Konusu ise gayet egzantrik
Kızımız bir cadı avcısı taa ki cebinde büyücü otları ile yakalanana kadar yani.. Gerisi zaten efsane..
Düşünsene hem cadı avcısısın hem de kehanette lanetlenen bir büyücüyü sadece sen kurtarabiliyorsun.. Daha da bombası ver senin avcı olman için ağzına eden kişi de.. Neyse çok anlatmayayım ben...

kitap tanıtımında gayet konu belli işe kızımız yüce büyücü reformist Nicholas'ı kurtarabilecek tek kişi,bunu da 5 yaşındaki bir bücür söylüyor tabii işte o bu Nicho kızımızı ( adı gerçekten uzun o yüzden ikide bir Elizabeth yazamam esas kız işte ) alıyor hapishaneden kurtarıyor gerisi iyilik,güzellik,büyü,fiki fiki ah pardon sadece öpücük....

Ay bu arada yıllanmış Nicho esas oğlan değil o hikayemizin ulu önderi esas oglan John..
Şifacı John..

Kitaptaki favori karakterim açık ara Fifer'di.. O kızın her bir şeyine hayran kaldım. Atarları,cümleleri falan süperdi hele ki yavuklusu yakışıklı hortlakla olan muhabbetleri tam komedi.Büyücü de olsan kız milleti işte şüphelenmeye görsün bir şeyden.

Kitapla ilgili okuduğum yorumlarda sonunun Harry Pottervari bittiğini gördüm,bu kimine göre daha merak uyandırıcı kimine de rahatsız edici gelmiş,ben Harry Potter'in ne kitabını okuduğum ne de filmini izlediğim için Cadı Avcısı bana türünün en süper örneği gibi geldi.

Kalp 
Öpücük 


21 Temmuz 2016 Perşembe

Haneye Tecavüz // Zehra İpşiroğlu




Okuduğum en iyilerdendi
Çoğu kişiyi rahatsız eder bu kitap aman diyeyim ; altı kadın bir trans..
Belgesel bir roman,çok fazla bir şey yazmak istemiyorum.Kitap 2016 Duygu Asena roman ödülünü aldı.
Ödülün gerekçesi ise erkek egemen ilişkilerin içerdiği şiddeti görünür kılması ve bunu yaparken inandırıcı kadın karakterler yaratması.. Eğer harika cümleler kurabilecek olsaydım bunu aynen kurardım.Kitaptaki her karakter her gün gördüğün kişiler gibi.Gördüğüm ve hikayesini az buçuk bildiğim ama hiçbir şey yapamadığım kadınları okudum kitapta.

Dilerim ki kitap tiyatro olarak da karşımıza çıkar.





Öyle bir kitap ki içinde şiddete dair ne ararsan var ; ah pardon düzeltiyorum ERKEK şiddetine ! ; dini kullananlar,çocuklara meyilli imamlar,kendisini öldürmeye gelen akrabalarını polise şikayet eden bir transın "genel ahlaka ve aile yapısına aykırı " davranışı nedeni ile içeri atılması ,çorba tuzsuz diye çorbayı karısının kafasından döken üst rütbeli bir asker... Daha neler neler

İçim daralmıştı kitabı okurken,bu kadar pisliğin içinde hala yaşıyor olmamıza hayret ettim.

Gerçekten keşke " HERKESİN HİÇ KORKMADAN "ÖTEKİ" OLABİLECEĞİ BİR TOPLUM OLABİLSEK ...
KEŞKE

En kısa zamanda yeni tanıdığım Zehra İpşiroğlu'nun diğer kitaplarını da okuyacağım..

Öpücük...

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Havva'nın Üç Kızı // Elif Şafak





Şunu itiraf etmeliyim ki Havva'nın Üç Kızı satın aldığım ilk Elif Şafak kitabı.Ama neredeyse tüm kitaplarını okudum.Neyse ki kitap okumayı seviyorum diye çok satan kitapları hediye etmeyi seven bir sürü arkadaşım var.Aralarında favorim Bit Palas ve Baba ve Piç'tir.Birçok kitabını okuduğum için yazarlığı konusunda bir okur olarak ahkam kesme hakkım olduğunu düşünüyorum:) Bana göre kendisi Türk Edebiyatının iyi bir romancısı olmak yerine "PR" çalışması en iyi yapılan kişi olmayı tercih etmiştir.Ah ayrıca da gündeme göre şekillenen tutum ve tavrı da beni benden alıyor.



Bir PR çalışmasının olmazsa olmazı sansasyonel röportajcı ( bu tanımlamayı burada okudum ve bayıldım)  Ayşe Arman'a röportaj verilen röportaj sonrasında biloboardlarda da yerini alınca kitap dedim bu defa ben satın alıp okuyayım...

Ben içine ülkenin tüm sorunlarının sıkıştırıldığı kitapları sevmiyorum,Konstantiniyye Otelini de bu yüzden sevmemiştim bu kitabı da bu yüzden sevmedim. Neredeyse her paragrafta ülkenin bir sorununu ele almış sağ olsun.

Kendimden emin olarak şunu söyleyebilirim ki ; NASIL "AŞK" ROMANINDAN SONRA MOBİL MEVLANALAR TÜREDİYSE BU KİTABINDAN SONRA DA ÇOĞU KİŞİ "ARAYIŞ"TA OLACAK.EYVAH Kİ NE EYVAH!!
TANRIYI SORGULAYANLAR TÜREYECEK ELİF ŞAFAK'IN KİTABINA GÖRE 

Kitapta akla ne gelirse var;
demokrasi,milliyetçiler,üfürükçüler,laikler,Kemalistler,feminizm,bekaret,cinler,taciz,sağcılar,
solcular...
Roman olarak doyurucu olduğu aşikar ama bence dokunmayı vadettiği şeylere pek dokunmuyor.Arka kapaktaki iddialı cümlelere göre eksik.Tanrı ve din eksenine oturtulmuş bir kitapsa bu içeriği daha doyurucu olmalıydı.Kitap adıyla alakalı olması gerekirken maalesef Havva'nın Peri kızı etrafında sürekli. Mona varla yok arası. Azur desen zorlama bir karakter.İkiz kardeş bölümü ise kahkaha attığım bir bölümdü.

Bir arkadaşım Elif Şafak'ı edebiyat dünyasının Yıldız Tilbe'sine benzetmişti ki haklı olduğunu bir kez daha anladım.Mahrem,Bit Palas,Pinhan,Baba ve Piç'i yazan kadınla bunu ve öncekileri yazan kadın aynı mı ?

Vaktiniz varsa şu yazıyı okuyun derim...

Sevgiler..




14 Haziran 2016 Salı

Seri Katil...

Daha önce canım yurdumda bir seri katil vakası oldu mu bilmiyorum ama muhabbet kuşundan bozma milli seri katilimiz Atalay Filiz benim bildiğim ilk seri katil,tabii aslında seri katilin tanımına da bakmak lazım seri katil diyebilmek için ;

"Seri katil, anormal kişisel bozukluklar sonucu, 30 günden daha uzun bir zaman diliminde ve arada bekleme dönemleri de olacak şekilde 3 veya daha fazla insanı öldüren kişidir."

Ah,evet ! Şartları karşılıyor 

  •  Anormal kişilik bozukluk ( eh bu olmazsa olmaz şart tabii ) 
  • 30 günden daha uzun zaman dilimi
  • Arada bekleme dönemleri
  • 3 veya daha fazla ( ki aslında bu durumda ülkenin belli şehirlerinde sıradan vatandaşlar da seri katil olmuş olabiliyor mesela bizim karşı komşu ,evdeki her bireyin en az 3 leşi var sürekli hapisteler bir döngü var o evde hapis döngüsü )  insanı öldürmek 

Valla açıkçası haberlerin hepsini ne tek tek okudum ne de izledim,şöyle bir bakıp geçtim ama sonra olayın dedektif ah pardon bizde polis var kısmını düşünmeye başladım,boru değil o kadar Rizzoli & Isles 'lar David Gurney'ler okudum yıllarca işin mutfağındaydım yani.. 

Şimdi acaba halktan saklanan bilgiler neler?
Yani biz bu olayların ne kadarını biliyoruz , emniyet müdürlüğünde profesyonel polisimiz çektiği selfie'yi bile paylaştığına göre herhalde bilmediğimiz az şey vardır diye düşünüyorum.O ayrı bir konu aslında nasıl bir mantıktır ya da bir insan mantığını nasıl bu kadar kaybedebilir ? 

-Ya geçenlerde bir seri katil yakaladık,dedim hop katil seri olan gel bakayım buraya bir selfie çekeyim dedim kahvedeki arkadaşlara gösteririm 
-Emekliliğime yaklaşmışken yuvaya bir seri katil düştü aha bakın bu fotoğrafımız bile var sonra bunu şişlediler içerde 

Yani gerçekten koca akademi bitirip ( gerçi bugünlerde polis olmak için nasıl zor bir eğitimden geçiliyor bilmiyorum geçiliyor mu onu da bilmiyorum ama ben geçildiğini düşünmek istiyorum ) bir sürü vaka yaşayan bir adamın tutuklu biri ile fotoğraf çektirmesinin nasıl bir mantığı olabilir ? 

Atalay Filiz benim kitaplarda okuduğum ve gözümde canlandırdığım katil profiline asla uymayan biri,google'da görsellerde arattım ama gerçekten bizimki hoop burdayımm diyor,milletinki iri,kaslı maslı bizimki muhabbet kuşuna benziyor..

Peki soruşturmada görevli olan dedektifler ayy yine yanlış yazdım polisler günde kaç bardak kahve içtiler ?
Birbirlerinin yoluna taş koymaya çalışanlar oldu mu ?
Acaba soruşturmanın en zeki polisi kim ?

Ah tabii ya ; Atalay Filiz ihbar üzerine yakalandı kahraman halk yani :) 

Yalnız şu arkadaşlarına şantaj yapmak istediği bölümleri okuyunca hafiften azmini takdir etmedim değil,ben  o mallarla mı uğraşacağım fiki fikilerini çeksem ne olur çekmesem ne olur diye düşünürken bu manyak gitmiş arabaya düzenek kurmuş...

Bu arada acaba benim okul yıllığımda ne yazıyordu ? Bir ara bakayım

"-Zayıflasan çok daha güzel birisin aslında " bunun yazdığını hatırlamak istemiyorum :) 

Öpücük...





31 Mayıs 2016 Salı

Silber - Rüyalar Kitabı 2 // Kerstin Gier





Liv Silber 
Canımsın zilli 

Şu kadının yarattığı ergenlere bayılıyorum ya , en sevimsizleri bile çok tatlı..
Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer serisinde de böyleydi,kitapta uyuz olduğum tek bir karakter yoktu bunda da böyle özellikle Mia Silber'e bayılıyorum, şu sürtük Gizemli'nin kim olduğunu da onun bizzat ortaya çıkarmasını umuyorum.
Mia canım kardeşim  benim...

Bu kitap ilkine göre daha az havalı ve heyecanlıydı,artık kitabı okurken libido yüksekliğimden mi neden bilmiyorum Henry'e bir öpücük de benim veresim geldi,18 yaşında bir ergen olsa da okuduklarım onu hiç öyle canlandırtmadı hayalimde :) 

Bizim aşıklar yine rüyalarda buluşmaya devam ediyorlar burada da; tamam itiraf ediyorum "ulan acaba ben de yapabilir miyim " diye düşünmedim değil,rüyalarda vize yok malum ister Amerika'da olurum ister Nijerya'da ve bunun kısmen gerçek olduğunu hayal edersek şu rüyada takılma fikri oldukça cazip..

Güzeller güzeli delimiz Anabel ise yattığı klinikte harikalar yaratmaya devam etti bu kitapta da, ama açıkçası Arthur pisliğini bu şekilde okumak biraz şaşırtmadı değil.Şimdi bunlar cidden düşman olmuş olabilirler mi ? Bizim saf ergenler ne karar verecek acaba ?

Bu kitaptaki favorim ise zavallı Mia oldu,kuzucuğum o kadar kullanıldı ki rüyalarında neye uğradığını şaşırdı ve ne kadar üzüldü.Umuyorum ki diğer kitapta işin iç yüzünü öğrenip o da rüyalarda takılmaya başlar çünkü o minik kızda acayip bir potansiyel görüyorum cazgırlığa dair.

İlk yazımda da bahsettiğim gibi Kerstin Gier oldukça başarılı bir fantastik gençlik serisi ( bu pek tabii kendi uydurduğum bir tür) yazarı..Ve yine umuyorum ki bu serinin de filmi çıkar 

Çünkü Kerstin ergenleri kalp Zahide Ablaları 


27 Mayıs 2016 Cuma

Hiçkimse'nin Anısı // Günhan Kuşkanat



Bu kitap hakkında o kadar çok şey yazmak istiyorum ama nereden başlayacağımı bilmiyorum ya da ne yazacağımı..
Kitabı bitireli 2 gün oluyor ve ben hala kitaba baktığımda hüzünleniyorum,sanki kitapta hayali bir karakteri değil de tanıdığım sevdiğim birinin yaşadıklarını okumuş gibi hissediyorum.Arka kapakta "huzursuz" bir roman olarak tanımlamış kendini ama ben huzursuzluğuna bir de hüzünlüyü eklemek istiyorum.

İlk başlarda "heh tüm kitap boyunca kafayı yemiş bu huysuz adamın iç dünyasını okuyup duracağım aman ne güzel" demiştim,sonraları bundan çok utandım o ayrı.Öykülere doyduğum bir roman,hele ki sonlara doğru öykülerin gerçeklerle nasıl bağdaştığını okuyunca daha bir hüzünlendim.

Alzheimer hastası bir adam
Gazeteci bir kadın
Hastane doktoru
Hastane sakinleri
Ah tabii bir de hayali sakinler :) 


Hafızayı kaybetmek,giderek hiçbir şey hatırlamamak mı çok daha kötü yoksa bilincin yerindeyken eriyip gitmek mi ? Şüphesiz ki ikisi de çok acı ama açıkçası nedense giderek hatırlayamamak daha bir acı geliyor bana.Özellikle de tüm aşamaları biliyorsan,bunu kendine kabul ettirmekten çok yakınlarına kabul ettirmek de en acısı ve zor olanı olsa gerek.
Özcan Deniz'in şu meşhur filminde olduğu gibi,düşünsene sevgilin sana eski sevgilisinin ismiyle hitap ediyor dahası seni o zannediyor,kafayı yersin.Ben oturur zırıl zırıl ağlarım herhalde.Bunun hastalığın bir parçası olduğunu nasıl kabullenebilirsin ?

Kitapta bunlar anlatılmıyor bunlar sadece benim iç sesim :) Alzheimer gerçekten çok korkutucu bir hastalık,buradaki huysuz yazar dostumuzu da yavaş yavaş içine çekerken okuyoruz.Gazeteci kıza bir şeyler anlatıyor,hikayeler anlatıyor,kendine göre o anda uyduruyor ama sonunda doktordan gerçeği okuduğunda ise "vay be"  oluyoruz..

Mesela kitapta Hikmet Bey var, Felatun  Bey var ah bir da minnoş Müyesser Hanım var, onları okurken içlerindeki ikilemleri hissettiğim oldu ve gerçekten kendimi o hastanenin koridorunda gezerken canlandırabildim. Yazar bunu gerçekten başarmış.

Gazeteci kızımızın yazarımızdan ( ki acaba gerçekten yazar mı ? ) her gelişinde farklı bir hikaye dinlemek istemesiyle hem birbirinden ayrı hem de aslında birbiri olan hikayeler okuyoruz ki kitabın en minnoş yanı bu. Kitapta fazla tıbbi terim var,göz yormayan ya da sıkmayan cinsten bence,ki hastalık hakkında pek çok detay da var.Kitabı bitirdikten sonra  internette ciddi ciddi araştırma yaptığımı inkar edemem.

Kitabın aslında en çekici yanı şunu sorgulaması : İnsan kendi  ölümüne kendi karar verir mi ? Özellikle de bu hastalığı yaşarken,tüm aşamalarını bilirken bu karar vermek ne derece doğru? Düşünsene hastalığını öğreniyorsun eyvallah ölmek istediğini de söylüyorsun ileri hadde gelince ama bunu istediğini unutacaksın ! Peki o zaman ( artık hangi kafada olursun bilinmez ) bunun kendi isteğin olduğunu nasıl anlatacaklar ? Ölmek istemeyeceksin pek tabii.. O zaman ne olacak sen bir doktor olarak nasıl davranacaksın ? Hangisi etik ? 

Off çok zor durumlar çokkkk
Kitapta sağlam bir sorgulama var canımlar ;

 " İnsan tüm umutları bittiğinde hiç utanmadan ölmeyi isteyebilir" 

Okuyun,okutun..

Sevgi 
Kalp
Öpücük 


18 Mayıs 2016 Çarşamba

Sokakta hanımefendi,mutfakta aşçı...

Son bir haftadır bende durum böyle yani aslında tam olarak şöyle ;

İş yerinde asistan, sokakta hanımefendi ( bunu yurdum toplu taşımasında belki bir iki kez ihlal etmiş olabilirim ), mutfakta aşçı ( yemek yapma kısmı biraz sıkıntılı diğer her şey tamam ),evde küçük anne yatak kısmı yok Allah'tan.. zaten olsa da başım ağrıyor ..

Elde geçirilen ufacık bir operasyon bir insanın hayatını ne kadar etkileyebilir sorusunun cevabını hem ben hem de annem bir haftadır yaşıyoruz ...
Parmağındaki nodüllerden dolayı geçen hafta bir operasyon geçirdi,ama dikiş atıldığı için  eli sarılı ve maalesef 15 gün o şekilde kalacak,bu durumda hayatına ben 10 parmağımla destek olacağım.
Destek olmaya evdeki cüce ile başladım...

Evde bizimle yaşayan 2,75 yaşında yaklaşık 12 kilo ( belki daha fazla ) ve şu sıralar hiç susmayan biri var..Kendisinin garip prensipleri vardır, öğlen 12 den önce kalkmamak, kahvaltıda en az 4 dilim ekmek yemek, ve kahvaltısı bitmeden kat'iyen çizgi film izlememek ( bu iyi bir şey tabii ki kandıramıyorsun çocuğu hadi çabuk ye de çizgi film izle diye orası sıkıntı ) ve dakikada 35555 şey istemek gibi...

Cüce ile evde tek başıma ilk günde ; her şey çok güzel başladı. Düşünsenize sabahın köründe uyanan biri yok, fosur fosur uyuyor gerine gerine yayıla yayıla.. Evin yetişkini olan ben de bu durumdan 11'e kadar faydalandım.Sonra kalktım biraz onun yanına yattım ama açıkçası ayakları yüzümde ya da kafası bacaklarımda uyuma şekillerinde pek rahat edemedim ve uyandım..

Saat 11:30 
Çay suyu koydum 
Kahvaltıyı hazırladım 
Domateslerin kabuklarını bile soydum
Annemi aradım o da uyuyormuş, kadın herhalde son günlerin en rahat uykusunu hastanede ameliyatını beklerken uyudu.

Saat 11:45
Cüce tamamen pozisyon değiştirmiş,açmış elleri kolları ağızda meme cuk cuk emiyor 
Burnunu sıktım azcık,öptüm kokladım popoyu döndü ve uyuyorummm diye bir ses çıkardı
Aman dedim gittim çayın altını kıstım girdim yanına 

Saat 12:15
Hanımefendi gerindi,memeyi çıkardı,bir daha gerindi..
Zahide deyip kolunu uzattı ve yer misin dedi, ondan sonrası zaten ısırma mıncıkla 

Neyse nihayet kalkıp,üzerini değiştirip,.işini yapıp sofraya oturduk.Havalı havalı neler yiyeceğimizi anlatırken ona bana sormaz mı " yumurta yok mu ?" diye,yok tabii ki çünkü ben yumurta yemiyorum nasıl yapıldığını bilmiyorum öğrenmek de istemiyorum,bu durumda yok Cüce ..

Kahvaltı faslı abartmıyorum bir saate yakın sürdü,sanırsın Prenses Charlotte kendisi , bir ağır ağır yemeler ağzında en 15 defa çiğnemeler,zeytin de verir misin demeler,salatalık istemeler içim şişti içim..

-Doydun mu Cüce,kalkalım mı ?
-Hayır ben doymadım
-Daha yiyecek misin ?
-Evet krem peynir sürer misin 


Artık bir süre sonra doymuş olabilirsin bence farkında değilsindir,kalkalım mı çizgi film izlemek ister misin diye sordum,çünkü toplanacak yataklar,asılacak çamaşırlar,yerleştirilecek bulaşıklar falan var anlatabiliyor muyum ? 
Bana kahvaltı bitmeden çizgi film izlenmeyeceğini kesin bir dille söyleyince içimden anneme teşekkür mü edeyim söveyim m bilemedim.

Şükür ki kendisinin kahvaltısı bitti, sokaktaki hayvanların da aç kalmamasını içeren duasını yapıp elini ağzını yıkadıktan sonra Mini Mini Pustos denen yaratıkları izlemeye başladı.
O an o kadar rahatladım ki hemen yatakları topladım,odasını havalandırdım..Kendi odama geçtim ve bingo 

-Zaaaadee çişim geldi 

Neyse oturttuk lazımlığa,bitince seslenecek nasılsa diye devam ettim.Baktım hala devam ediyor oh oh dedim ve bir ses : 

-Zaaddee tualet kağıdını alır mısın ?

Evet,aldım.Temizledim içeri yolladım.Çamaşırları astım,asılı olanları yerleştirdim.Ve nihayet mutfağa geçebilecekken içerden yine bir ses : 

-Zaadee sakız çiğneyebilir miyim sakız ? 

Evet neden olmasın al çocuğum 

Sofrayı topla,cart curt derken dibimde bitti 

-Zaaade sen ne yapıyorsun burada diye 
-Topluyorum mutfağı kahvaltı ettik ya kaldırıyorum onları
-Aaa şey ( bu yeni stili kendisi yurt dışından geldiği için ülkemize yeni dilimize henüz alışamadı ) toplarımı verir misin 

Toplar..
Minnak Minnak..
Bir eli çarpsa hepsi vuhuuuu artık masanın altına,koltuğun altına..

-Cücecim lütfen şekilleri yap sadece olur mu ? 
-Hı hı tamam ..

Neyse benim işim bitti,annem ameliyattan çıktı,Giyindik çıktık hastaneye ziyarete
İçimden kendime söyleniyorum;
-Yedek kıyafet al
-Suyunu unutma
-Poşet al kusabilir,ıslak mendili unutma
-Bezi de unutma 
-Cüceyi de unutma :) 

Akşam yemeğinden sonra annemin ellerini öptüm,tüm gün bu şekilde olduğu akşam bir de bana hizmet ettiği ve gıkı çıkmadığı için çünkü saat 23:00'te Cüce hala sakız çiğneyebilir miyim falan diyordu...

Sonraki gün banyosu cartı curtu derken kızın oldum mu küçük annesi...
Olabildiğinde yardım etmeye çalıştım ama o eliyle bile annem yetti her şeye,şu sıralar da iyice sıkıldı gerçi elindeki sargıdan ama yine de iyi götürdü.
Tüm bugünlerin mükafatını da geçen gün cüceye çorba içerirken aldım 

-Zaade ne güzel anne oldun sen aferin sana dedi bana ben şok,benim gözler dolu..

Shrek'e mesaj attım,oldum ben evlenebiliriz hemen :) diye ...

Yaklaşık 10 günlük çalışan anne tecrübeme dayanarak söylemek istediğim birkaç şey var ;

1. İşe gidip akşam çocuğunu kreşten/ büyükaanne 'den alıp evine giden ve yorgunluktan şikayet eden kadınlar : Lütfen Susun ! 3-5 saat o çocuğa tahammül edemiyorsanız lütfen susun 
2. Tüm gün evde olan çocuklu kadınlar, ellerinizden öperim..Saygım sonsuz hele ki bazılarının iki çocuğu falan var size duble saygı... Ve başınız ağrıyorsa da haklısınız bacılarım...

Öpücük..